Yurtdışında Staj İmkanları

Not: Yazı mühendislik odaklı fakat diğer bölümler de kendileri için bir şeyler bulabilir.

Bu yazı için oldukça geç kaldım ama zararın neresinden dönersen kârdır en azından insanlar seneye yararlanır diyerek yazıyorum.

Yazının aşırı kapsamlı bir rehber veya staj veren yerler listesi değildir. Amaç buradaki telkin ve örneklerle sizin de kendi fırsatınızı keşfedebilmenizi sağlamaktır.

Not: Aksi belirtilmedikçe yazan stajlar maaşlı stajdır.

Kalifiye olmayan bir birinci sınıf öğrencisiyseniz boşuna bu yazıyla vakit kaybetmeyin. Torpiliniz olmadıkça staj bulamazsınız. 2. sınıfta bile staj bulmak çok zor hatta ben 3. sınıfta bile bir sürü red yedim. Ha sonuncusu benim mallığımdı ama C.V.'si boş kişi istediği kadar araştırsın bir yere giremiyor.

Quora isimli bilgi çöplüğünde bu konuda yazılmış şeyler var, biraz eşelemenizi öneririm: https://www.quora.com/topic/Summer-Internships-1

1- IAESTE Stajı

IAESTE stajının ne olduğunu bu blogta daha önce anlattım. Kaçıranlar ve tekrar izlemek isteyenler için: http://azimliyazar.blogspot.com.tr/2015/12/avrupadaki-staj-maceram.html

IAESTE tüm dünyada mühendislik okuyanların yabancı ülkelerde staj yapmasına yarayan aracı kurum. Erasmus'un mühendis versiyonu diyebiliriz. Kâr amacı gütmez. Sadece stajı ayarladıktan sonra 200 lira harç ödersiniz. Verdikleri ücret sadece barınıp yemek yemenize yeter ama hiç yoktan iyidir. Ve tabii çalışma izni gibi şeylerle onlar uğraşırlar, sizi fazla uğraştırmazlar, tabii ülkeden ülkeye değişir bu.

IAESTE Türkiye sadece okullar aracılığıyla çalışır. İTÜ merkezli ve YTÜ'de de oldukça faal olan bu grup Türkiye'ye gelen yabancı öğrenciler için ter döker ki sonra iyi teklifleri kapıp gitsinler. Fazla teklifleri de Bilkent'e falan gönderirler. (Ekvador devletinden teklif gelmişti) Bilkentten her sene 6 kişi falan gider mesela.

Dolayısıyla bu staj programına katılmak için bölüm sekreterliğinden gelen mesajları bekleyin veya sekretere mail atın bize de teklif gelecek mi diye. Böyle bir duyuru yapılırsa hemen başvurun. (Başvuru ücretsiz, ayrıca her okul tek aday gösterir yani işverenin seçme şansı olmaz.)

2- Erasmus Stajı

Yukarıdakinden farklı olarak, Erasmus stajını kendiniz ayarlarsınız ve sonra okula gidip "Hacıbeyler ben böyle Avrupa'da bir staj buldum Erasmus bizi fonlasın da orada açlıktan nefesimiz kokmasın." dersiniz. Bu staj için okul önceliği okul not ortalaması yüksek ve daha önce Erasmus yapmamış kişilere verir ama bu staja benim çevremde gidebilen kişi yok, dolayısıyla bu öncelik kuralının bir işe yaradığını sanmıyorum, başvuran gidiyordur herhalde.

Erasmus stajını eğer çok kalifiye biri değilseniz kendiniz bulma ihtimaliniz yok. Torpil yaptıracaksınız. Gidip Almanya'daki dönerciyi yazılım şirketi olarak göstermiyorsunuz buradaki torpil olumsuz bir şey değildir. Kibar versiyonu referanstır. Referans alacak bir tanıdığınız yoksa gidebileceğiniz tek kişi favori hocanızdır. Hocanızın bağlantısı olduğu bir şirkette veya üniversitede çalışabilirsiniz. Fakat favori hocanızın favori öğrencisi olmayabilirsiniz veya bağlantısı olan başka bir hocanın gözüne girmeniz gerekebilir. Tabii bu dalkavuklukla değil kendinizi kanıtlayarak olmalıdır. Henüz okul bitmemişken hocanın bir projesine katılıp nitelikli iş yaparsanız referansı kaparsınız. (Bu tüyo buradan aldım: https://eksisozluk.com/entry/25590998)

Bilkentteki bir hocamdan aldığım tüyoya göre teknik bilgisi olmayan görece alt sınıflardaki bilgisayar mühendisliği öğrencilerinin üniversitelerde araştırma staj bulma ihtimalleri düşük çünkü katkı yapma ihtimalleri düşük. Fakat psikoloji gibi araştırmaları için bilgisayarcıya ihtiyacı olan ve muhtemelen basit konsol programları ve websitesi yazdırmaktan başka bir şey yaptırmayacak alanların lablarına girerek staj bulabilirsiniz. Tabii okul bunları kabul etmeyebilir, bu yüzden birden fazla staj yapmanız gerekebilir. (Benim şu ana kadar Erasmus stajı yapan tek tanıdığım moleküler biyoloji öğrencisiydi ve Hollanda'da yapmıştı.)

Eğer bu plan tutmazsa siz yine de şirketleri ve üniversite hocalarını spam yağmuruna tutun "Bedava çalışacağım okulunuzda şirketinizde, bir kabul mektubu gönderin be elinizi öpem."

Bu linkte de bir çok erasmus stajı ilanı var. Fakat tabii kabul edilmek için kalifiye olmak gerek:
http://ecs.ihu.edu.gr/co/erasmus/list-erasmus-placement-offers

Bu da var:
http://graduateland.com/

3- Üniversitelerde Araştırma Programları

Sadece üniversitelerde yapılan programlar. Öğrenci çekmeye çalışan okullarda bulunur. Örnekler: Amerika, Kanada, Singapur, Tayvan. Öğrenciye doymuş okullarda bulunmaz veya girmesi çok zordur. (En bariz örnekler Güney Kore ve Japonya, burada halkın kendisi okumaya can atıyor zaten.)

Amerika'daki birçok okulda bulunur. Google'a "u.s. summer research program .edu computer science" (ya da artık hangi bölümdeyseniz) falan yazarak bulabilirsiniz. Hepsini buraya yazamam, gerçekten çok var.

Not: Araştırma programı değil ama Amerika'daki Türk hocalara mail atarsanız yardımcı olabilirler, en son kısımda yazdım.

Tayvan'da benim bildiğim epey prestijli bir program: http://iasl.iis.sinica.edu.tw/index.htm Gerçi ben başvurduğumda Machine Learning bilmediğim için hoca almadı, not ortalaması beni kurtarmadı. Machine Learning aldıktan sonra da "Ne yapacağım çalışıp ya, tatile çıkayım son tatilim." diyip başvurmadım.

Summer at EPFLhttp://ic.epfl.ch/SummerAtEPFL Gelecekteki okuluma staja gelirseniz bir çayımı içmeye beklerim.

NTU (Singapur): http://global.ntu.edu.sg/GMP/gri/Pages/default.aspx

Koç, Türkiye (Gurbetçiler için yurtdışı nasıl olsa :P) : https://vprd.ku.edu.tr/tr/kusrp/home

Kaust, Suudi Arabistan, her ne kadar bu ülkeden nefret etsem de ve oraya gitmenin ileride başka yerlere giderken sıkıntı yaratabileceğini düşünsem de başka şansınız kalmaz diye ekliyorum: https://www.kaust.edu.sa/internship/home.html Adamların kadrosu iyi, parayı basıp transfer yapmışlar.

Bunun dışında herhangi bir gelişmiş ülke + summer research program yazarak staj arayabilirsiniz.

4- Araştırma Enstitüleri

Araştırma enstitüleri de üniversiteden bağımsız (gerçi bağımlı da olabilir) araştırma yapar. Ders vermezler. Yüksek lisans ve doktora seçenekleri sunarlar, bu durumda kişi o enstitüde maaşla çalışır ve yakınlarda bir üniversitenin diplomasını alır. Ülkemizden örnek: TUBİTAK

Bildiğim birkaç araştırma enstitüsü:

Frauhofer, Almanya: https://www.iis.fraunhofer.de/en/jobs/studierende/jobs.html
Burası bayağı sağlam bir yerdir ve maillere mutlaka döner. Bilkent'ten her yıl birkaç kişi gider, gerçi bunlar enstitünün Bilkent'e yolladığı teklifler aracılığıyla gider ama olsun. Staj ilanlarındaki gerekliliklere uyuyorsanız kendi başınıza da gidebilirsiniz.

Xerox, Fransa: http://www.xrce.xerox.com/About-XRCE/Internships

Graz Know Center, Avusturya: http://www.know-center.tugraz.at/en/career/
Bu ibişler beni reddetmişlerdi ama teklifleri çok cazipti, o yüzden yazıyorum. Ayda 800 euro ödüyorlardı. Yalnız career kısmında stajer ilanı göremedim, kendiniz mail atıp sorun.

Planck Institute, Almanya : Burada birden fazla alan var, size uygun olanında stajer alıyorlar mı araştırın: https://www.neuro.mpg.de/21842/praktika

Yine Google'a [X ülkesi] Research Institute Internship [X bölümü] yazarak değişik şeyler deneyebilirsiniz.

5- Şirketler

Büyük şirketlerin kendine has seçim kriterleri ve ilginç mülakat teknikleri vardır. Bu yazı bunlarla alakalı olmadığı için bu kısmı geçiyorum. Zaten böyle şirketlere gidecek adamın burada işi ne :P

Onun dışında yukarıda Erasmus kısmına koyduğum linki tekrarlayayım: http://ecs.ihu.edu.gr/co/erasmus/list-erasmus-placement-offers

6- Bedava hatta üzerine para vererek staj yapmak

Bu konuda en ünlüsü AIESEC. Yapan bir tane tanıdığım vardı, Sırbistandaydı ve bir odada bir sürü kişi yatıyorduk ve pek eğlenceli değildi demişti. Ama güzel anıları olanlar da vardır elbet, ben pek araştırmadım. Çin'e gönüllü olarak çocuklara bir şey öğretmek için (staj değil) giden arkadaşlarım oldu onlar memnundu.

Litvanya'nın şanlı Litvanya kültürünü yaşatmak için şöyle bir programı var: http://www.vdu.lt/en/studies/internships/summer-internship-programme-sip/
Gerçi bu senekinin başvuru tarihi geçmiş ama seneye "2018 vdu internship" diye aratarak bulabilirsiniz.

Avrupa'nın aksine Amerika'da bir çok hoca gönüllü stajer almaktadır. Para falan vermezler tabii ama en azından iş verirler, iyi çalışırsanız referans mektubu da yazarsanız. Üstelik C.V.'nizde Amerika'daki en kral üniversitelerden birinde çalıştığınız gözükür. Not ortalaması 3-3.30 arası olan ve programlama konusunda da o kadar yardırmamış bir arkadaşım Georgia Tech'e gitti bu sayede. (Georgia Tech Amerika'da ilk 10'da) Ha sonra doktoraya oraya başvurunca red yedi o ayrı mesele.

Amerika'da Türk hocalara mail atmanız bu yollu bir staj bulma konusunda şansınızı arttıracaktır.

*

Stajı bulduktan sonra çok önemli bir nokta C.V. ve Niyet mektubu yazmaktır. C.V.'nin süslü püslü olması pek bir işe yaramaz, önemli olan bir şeyler yapmış olmanız. Niyet mektubu da aynı şekilde. Yalnız benim daha önce yaptığım çok önemli bir hatadan bahsedeceğim ki siz yapmayın.

Ben 3. sınıfta tekrar IAESTE stajına başvurdum ve okul bana Avusturya Graz Know-Center'dan gelen teklifi attı. Staj teklifinde yazan: "Şu alanlarda bilgi ve ilgi sahibi olan kişiler bakıyoruz: Web arayüzü (bilgisayar/mobil), interaktif data görüntüleme (grafik çizme), data analizi, bilgisayar grafikleri ve insan bilgisayar etkileşimi. Örnek işler basit bir arayüz tasarlama ve data görüntüsü ekleme veya veritabanından data çağırıp siteye ekleme."

Ben bir önceki yıl yazın Bolu Linux Yaz Kampına gidip front-end ve back-end websitesi tasarlama öğrenmiştim. Ama üzerine hiç koymamıştım. Bu konuda da çalışmadığımdan C.V.'me bile eklemedim bunları. Niyet mektubuna da "Ben bunları biraz biliyorum ama Data Visualization konusunda çalışmak istiyorum. Doktora falan yapacağım bu staj benim için çok önemli. 3 ay kalabilirim çalışır öğrenirim." falan yazıp göndermiştim.

1- C.V.'me bildiğim şeyleri yazmamak gerizekalılıktı.
2- Data görüntüleme front-end ve back-end websitesi tasarlamakla ilgiliydi. Bunlarsız olmazdı. Burada da cahilliğimi ispatlamıştım.

Adamlar işi bilmeden o işi yapmak isteyen bir mala ayda 800 euro ödemek istemediler haklı olarak.

Sonra ne oldu? Koç üniversitesine başvurdum staj için. İnanamayacaksınız ama konular neredeyse aynı. Ve bana da Avusturya'da yapmak istemediğim için C.V.'me bile yazmadığım konularda iş verdi asistan reis. Aynı işi bu sefer beleşe yaptım. Ha işe olumlu yönden bakarsak başarılı bir üniversite hocasından ortalama bir referans mektubum oldu ve İstanbul'da çok kafa dengi arkadaşlar edindim.

*

Bu yazı da böyleydi arkadaşlar. Hepinizi iyi stajlar.

Lisansüstü Başvuru Süreci 7 - Okul Seçimi 2 - Diğer Önemli Hususlar


Önceki yazım oldukça aceleye gelmiş, bahsedeceğim birçok şeyi unutmuşum. Yalnız diğer başvuruların sonuçlanmasını ve oryantasyona gitmeyi bekledim ki daha detaylı bir yazı çıkarabileyim.

1- Okulları "Tier"lara (Kademelere) ayırarak başvurma.
İlk yazımda başvurduğum okulları renklendirdiğimi görmüşsünüzdür. Bana göre ilk üçteki kırmızı renkli okullar gelme ihtimalinin var ama düşük olduğu okullardı, alttakiler ise yüksek. Başvurularınızı yaparken başvurduğunuz okul sayısı (bu paranıza ve size referans verecek hocaların sabrına bağlı) ve alternatif planlarınızın çekiciliğine bağlı olarak başvuru yapmalısınız. Örneğin ben kafamda 3'ü mastır olmak üzere 10 yer belirledim. Doktoraya başvurduğum 7 yerin 3'ü kabul alması zor, 2'si orta, 1'i orta-kolay, 1'i kolay yerdi. Bu sıralamalar değişebilir, ben Türkiye'de mastır yapma alternatifini sürekli düşündüğümden kolay yer sayısını sadece 1-2 olarak tuttum ama istesem 7 başvurunun 7'sini de orta-kolay yapıp hepsinden kabul alıp burada hava atabilirdim de. Tercih size ait.

Peki okulları tierlara ayırırken kendi "tier"ımızı nereden bileceğiz?

2- Kendi profilinizi başkalarıyla karşılaştırma
Ben bizim okulda geçen sene ilk üçe girenlerin listesini bulup bunlar ne yapmış diye baktım, birinci University of Michigan'a girmiş, üçüncü EPFL'ye. İkisine de facebooktan mesaj atıp nerelere başvurdun, CV'n ne durumdaydı araştırma yapmış mıydın falan diye sordum. İkisinin profillerini çıkardım ve bu karar vermemde oldukça yardımcı.

Birinci: 3.95 not ortalamasıyla başvurmuş. Araştırma stajı yapmamış ama CitusData diye özel bir arge şirketinde çalışmış veritabanı alanında. Aynı zamanda başvuru yapmadan önce veritabanı alanında çalışan bir hocanın makalesine katılmış, mülakatlar da falan onu anlatmış.
Columbia ve MIT'ten red almış, CMU mülakata almış sonra o da red vermiş. Gatech, UPenn, Wisconsin-Madison, Brown, Uuic ve Michigan'dan kabul almış. (Bunların hepsi çok iyi üniversiteler).

Üçüncü: 3.84 ile mezun olmuş. Bizim bölümdeki sağlam bir hocayla çalışmış ama makale çıkmamış. Bitirme projesini erken almış, en iyi bitirme projesi seçilmiş tabii bunu CV'sine yazmış. Bir de olimpiyatçıymış.
CMU, Georgia, UPenn, UCLA ve UWashington'dan red almış. Kendisi "Benim alan sıkıntılı, talibi çok, machine learning'te bulmak daha kolay, EPFL'den umudun varsa Amerika'da iyi yerlere başvur standartları çok farklı değil." demişti. Fakat durum onu göstermedi xD

Ben bu iki arkadaşın durumuna bakarak, CMU, Columbia ve MIT'i kafadan eledim ki iyi yapmışım. Michigan da kabul etmedi zaten.

Bir de ben "Bir okul başka bir okuldan maks bir öğrenci alır. Ben en iyisi sıralamada üstümdekilerin başvurmadığı yerlere başvurayım." falan diyordum ama öyle bir şey yokmuş, University of Maryland at College Park üç kişi birden aldı.

3- Okulunuzdan her yıl x kişi alan okullara başvurmak

Aynen yukarıda yazdığım gibi, bazı okullar sizin okulunuzun veya genel olarak Türklerin çalışkan olduğunu düşünür ve "Çançinçon üniversitesinden çok fazla cekiçen alıyoruz, Türklerden daha fazla alalım." diyebilirler. Kulağa saçma geliyor ama hocalarımdan biri aynen bunu dedi ve kendim de bu sene gözlemledim. Bu üniversiteler hangileri derseniz elimde sıralı tam liste yok. Anlamak için: bölümde Türk öğretim üyeleri var mı, doktora öğrencileri arasında bol Türk var mı ona bakın ve tabii kendi hocalarınıza sorun. Bilgisayar için bildiğim bazı üniversiteler: UC Santa Barbara, EPFL, UMD College Park, University of New York, Buffalo (buranın kabul komitesi başkanı direkt Türk). ETHZ de bir sürü EE'ci kabul etti bu sene mastır için, ama burs yok. Fakat öğretim ücreti düşük. Politecnico di Milano var bir de, gerçi arkadaş pek beğenmedi orayı geri döndü.

4- Hocalara mail atmak

Hocalara mail atmak ve hocanın olumlu dönmesi girme şansınızı yüzde bilmemkaç artırır. Yüzde yüz diyemiyorum, geçen biri "Amerika'daki hocalara güven olmuyor, bana başvur dedi sonra bir daha hiçbir mailime cevap vermeden red gönderdi." diye çığırıyordu internette. Ama mail atmak şu işe yarar: üniversitenin başvuru dosyaları tavana değiyorsa sihirli bir el sizin başvurunuzu alıp bir kenara koyabilir.

Hocalara mail attınız. Okul birincisi değilseniz (ki zaten öyleyseniz ne uğraşıyorsunuz?) mailiniz çok yüksek ihtimalle sallanmayacaktır. Bu durumda mail atmanın gözlemlediğim iki işlevi var, birincisi nabız yoklamak ("bakalım bi cevap gelecek mi?") ikincisi başvurunuzun kenara ayrılmasını sallamak. İkinci tip maili atacaksanız hocanın sayfasında "Öğrenci arıyorum var mı gelecek, bir CV gönderin bir şey yapın." tarzı bir yazı olmalı ki adam sizin maili sallayacak kadar size muhtaç olsun.

Ben toplam dört mail attım, ikisi sallamadı ben de başvurmadım. Biri yukarıda söylediğim gibi aç bir arayış içinde olmuş olacak ki döndü ve mülakat yaptık, öyle çok süper geçmedi ama adam kabul etti sonuçta. Bir tanesi aylar sonra döndü, "Senin CV enteresanmış bir başvur bakalım xP" yazdı, buradan da bu hoca değil de başka bir hoca mülakata aldı beni ama son kararını henüz vermedi.

5- Kendi Hocalarınıza mail atmak

(Bu yazıda da Türkçe'yi bayağı katlettim ama neyse.)

Bazı sağlam hocalarınızın yurt dışında iyi bağlantıları olabilir ve sizi arkadaşlarına önerebilirler. Bu tür fırsatları kovalayın.

6- Hocaların öğrencilerine mail atmak

Okul nasıl ve daha da önemlisi hoca nasıl diye dedikodu yapmak da oldukça kritik. Öğrenciler sandığımdan çok daha yardımcı oldu hatta bir tanesiyle EPFL'de görüştük sucuk falan götürdüm ama. İkilemde kalırsanız bunu mutlaka yapın.

Sorabileceğiniz sorular (daha iyileri de vardır tabii, ben çok iyi değilim bu konuda) "Hoca nasıl disiplinli mi, kırbacı vuruyor mu?", "Sıkça makale basabiliyor musun, konferansa gidebiliyor musun?" "Hoca teknik konularda yardımcı oluyor mu veya neyde ne kadar yardımcı oluyor?" "Staj imkanı sunuyor mu?" "Haftasonlarında dahi iş kitliyor mu?" "Senin alan gelecek vaadediyor mu mezun olunca napacaksın?" vs vs. tabii kriterlerinize bağlı.

Bazı (özellikle Çinli) hocaların her şeyi öğrenciye kitleyip kendisinin bilerek ve açık açık itiraf ederek yardımcı olmadığını söylemişti Amerika'da Türk bir hoca ki NUS'ta doktora yapan arkadaş da bunu kilitledi. O yüzden bu konular sandığınızdan önemli.

7- Hocaların eski öğrencilerinin CV'lerine bakmak

Mail de atabilirsiniz tabii ama adamların ne yaptığı önemli. Örneğin benim EPFL'den çıkan insan nereye gidebilir diye şüphelerim vardı, ODTÜ lisanslı olup bu sene EPFL'den doktorasını alıp Michigan'da yardımcı doçent olmuş bir hoca gördüm. Demek ki olabiliyormuş.

8- Alan Seçimi Alan Seçimi Alan Seçimi

Alan seçimi birinci kriter, başvurduğunuz okuldaki lab ne çalışıyor, nasıl çalışıyor, çalışan şey size hitap ediyor mu bunlar çok önemli. Lab/Hoca değiştirme şansınız fellowship alırsanız var hatta labı sonra seçiyorsunuz ama öteki durumda olmayabilir. Aynı zamanda fellowship değil de lab/hoca tarafından kabul alırsanız işiniz garanti olur, yani oraya gidince istediğiniz hocanın "Aaa ama ben seni istemiyorum sorun sende değil bende." deme durumu olmaz. Bir de başvuruları seçtiğiniz alana göre hazırlamanız gerek.

Eğer alanınız kesin belli değilse benim gibi kurnazlık yapıp başvuruyu profilinize en uygun alana göre yapıp fellowship alayım diye dua edebilirsiniz ve başarılı olursanız gidince "Aaa ama ben o alanda çalışmayacaktım köprünün altından çok sular aktı." diyebilirsiniz.

9- Pozitif Ayrımcılık
Kızsanız mühendislikte avantajlı olduğunu söylemiştim. Bir de ben UCSD'ye başvururken "oradaki farklılıklara nasıl katkı yapacağım" üzerine deneme yazmam istendi. Ben de "Orada çok Ermeni var ben barış için geldim tarihsel düşmanlıklar ölsün yaşasın dünya barışı zaten bunlar hep Amerika'nın oyunları." diye yardırdım ama yanlış yapmışım. Siz başvursanız "Ağır geyim Müslüman ülkede baskı görüyorum, burka takmamı söylüyorlar" diye yapıştırın gitsin, oraya gidince iyileştim artık düzüm dersiniz. :P

*

Bu yazı da bu kadardı. Görüşmek üzere.

EPFL Tanıtım Günleri 4. Gün - Zürih'e Dönüş ve Son

Ertesi gün erkenden kalktım ve aşağı indim, ve evet yine Türk Türk'eyiz, diğer elemanlar yatışlarda hala, ayılamamışlar. Ben erken gidip Zürih'i de biraz gezeyim diyordum, ODTÜ'lü mastırı bitirmiş arkadaş da (isimlerini yazaydım keşke baştan, böyle zor oluyor) aynı şekilde Zürih'e almış uçağı o da geldi. (Diğerleri Cenevre'ye)

Nerd nerde kalınca bol bol fantastik romanlardan konuşarak tren istasyonuna geldik. Tren istasyonunda zenci bir abi gelip rap yapar gibi bir şeyler söyledi, anlamadığımızı söyleyince "Oll AY WANT is ONE SİGARET (gizli bir o'yeah)" dedi, biz içmiyoruz diyince şaşırdı, inanamadı. Raylar da hep izmarit dolu. Singapur'da olsaydı kırbacı yemişti hepsi şimdi. :d

Zürih'e geldiğimizde tren istasyonunda epey büyük bir COOP marketi gördük, zaten çikolata almayı düşünüyorduk girelim dedik. Fiyatları betimlemek gerekirse, bizde normal bir markette (BİM değil) bir ürünün fiyatı neyse onun yanındaki TL'yi at CHF koy. Şu an 1 CHF neredeyse 1 dolar ve dolar da malumunuz. Durumun vahametini anlayın artık.

Arkadaş 120TL'lik çikolata alışverişi yapıp çıktı (oha), ben de elimdeki bozuklukları eriteyim diye (adamların kağıt 5 CHF'si yok, kağıt 20 lira yok yani adamlarda) Caillers marka ülker napoliten tarzı bir çikolata bir de tablet çikolata aldım ki bu on lira falan ediyordu, 37.5 lira ödeyip çıktım. Açıkçası çikolatalar bu kadar büyük paralara değmiyordu bence, oraya gidip de hamuduyla çikolata alıp dönmesin kimse. Bi karamio değil hiçbiri :P

Turist infodan beleş harita aldık ama yağmur yağıyor, açamıyoruz. Arkadaş da ben de oryantiringciyiz (blogta da daha önce bahsettiğim haritaya bakarak hedef bulma içerikli spor), benim ki üfürükten oryantiringçilik ama arkadaş sağlam. Tabeladaki haritaya bir bakış attı ve "Tamam, ben rotayı ayarlayacağım." dedi ve hiç şaşırmadan gezdik (böyle şaşırmayınca eğlencesi çıkmadı :P)

Zürih'te "Eski şehir" (bir şehre gidince bence gezilecek ilk yer, İstanbul'da eski şehir "Tarihi yarımada denilen Eminönü civarıdır.) tren garının çevresindeymiş. Google maps'e baktığımda "Bayağı küçükmüş, yarım gün yeter herhalde." demiştim. Ne yarım günü, bir saatte gezdik bitti.

Hava kapalı ve yağmurlu, o yüzden şehir gri. Öyle görülmeye değecek bir şey göremedim.















Zürih'te çokça ünlü ve lüks mağazalar var demişlerdi, öyle bir şey yok. Mağazaların Zürih'i var. Birkaç fotoğraf koyacaktım ama şimdi farkettim ki hiçbirini çekmemişim. Yağmur çamur demeden pasif de olsa kapitalizm protestomu yapmışım o gün :P

Bolca da hediyelik eşya dükkanı vardı, hediyelikler de tahmin edebileceğiniz üzere genelde saat, çakı ve çikolata.



Şu kombini beğendim:



Burası karakol, söylentilere göre içerisindeki şüpheliler zincire bağlanmış halde duvarlardaki arkalarındaki cisimlerin gölgelerini izliyorlarmış.



Tren garının önünden tren geçerken:



Tren garının içindeki garip cisim:



*

Havaalanında ayrıldık. Tekrar Münih'e uçtum. Yalnız Münih ile Ankara arası bekleme süresi 50 dakika falandı. Paniğe kapıldım çünkü havalaanı git git bitmiyor arkadaş. Havaalanının içinde depar atıyorum resmen.

20-30 dakika kala falan anca pasaport sırasına geldim ama deli gibi de kuyruk, Çinliler doldurmuş. Uçağa yetişmemin imkanı yok. Ya çaktırmadan bir yere kaynayacağım ya da Çinli ablalara Nihao diyip durumumu arzedeceğim elimden geldiğince. Ama çabuk karar vermek gerek.

Beş dakika geçti. Önümdeki kuyruk kısalacağına uzuyor. Hazır tek çocuk kuralının geçmediği yeri buldular mitoz mu bölündüler ne yaptılar. En sonunda yan kuyrukta telefonuyla oynayan bir Türk ablaya sordum napacam ben diye. "Ben de o uçağa bineceğim, bizden kaynaklı bir durum değil beklemek zorundalar." dedi. Sonra sağa sola baktı, "Fast checkin varmış, beni takip et." dedi, ettim.

Kendimi bir sürü Nijeryalı hostes abla arasında buldum. Fast checkin hızlıca geçip gitmenizi sağlayan zenginlerin satın aldığı bir servis ama uçuş yaklaşınca herkese izin veriyorlarmış (kontrolü nasıl yapıyorlar bilmiyorum, polis bakıyor herhalde.)

Fakat enteresan bir durum var. Biz "CREW Only" kuyruğundayız yani sadece hostesler ve pilotlar gelebilir. Yandaki asıl yolcu kuyruğu da en az Çinlilerin tekelleştirdiği kuyruk gibi upuzun. Yandaki Türkler bize söylenmeye başlıyorlar "Akıllılık yapıp oraya geçtiniz oh valla biz burada bekliyoruz kaç dakikadır, aynı uçağa bineceğiz yapılır mı bu." vs vs. Muhtemelen bunu okuduğunuzda siz de benim üniversiteli çomar olduğumu düşündünüz fakat ortada yine bir enteresan durum var o da şu ki FAST CHECKIN KUYRUĞUNA BAKAN  POLİS YOK.

Üstün Alman disiplini böyle bir sistem açığına nasıl izin verdi? Fast checkin kuyruğuna adam koymamak nedir arkadaş?

Hadi onu anladık, peki kimsenin bakmadığı kuyrukta boş boş beklemek ne oluyor? Bir kişi de demiyor mu "Ya biz fast checkindeyiz ama buraya bakan yok, biri bakmaya başlayınca da hepimiz pikaçu gibi karşı tarafa uçmayacaz" Valla pes.

Sonunda hosteslere bakan polis bir bu bir o kuyruktan almaya başladı da geçmeye başladık. Bayağı sinirli bir Rus abla vardı, sıra tam ona gelince sanki inadına yaparki kuyruğu kadının yüzüne kapattı, kadın da aynı kantırcılar gibi küfretmeye başladı, koptum :P  Polis abi Almanca "Almanca biliyor musun?" diye sordu da lise Almanca'sını hatırlamaya uğraşamadım, no dedim, geçirdi uçağa koştum.

Gidişi beraber yaptığımız arkadaşla dönüşte de aynı uçağa denk gelmişiz hatta koltuklar da arka arkaya. Yer değiştirip yanyana oturduk. Hostes geldi "Ne içersiniz?" diye sordu. Dur az önce konuşamadım şimdi konuşayım diye "Tomatensaft" dedim. Abla "Möhten Sie schwarzenasdarqewro 99 luftballons?" diye yardırınca "Almanca bitti" diyerek koptuk, kadın da anlamadı bakakaldı. Meğer karabiber ve tuz ister misiniz diye sormuş.

Kronometre tuttum uçuş tam üç saat sürdü ama Münih'teyken saat 19:00 iken Türkiye'ye geldiğimizde 00:00 idi. Ateistleri göreve çağırıyorum. (İlkokuldayken bir arkadaşım bunu izafiyet teorisine kanıt olarak anlatmıştı da hepimiz saftirik gibi inanmıştık, arkadaşım dahil.)

Nihayet anavatana döndük. Dikkat ettim bizim koyunlarımız bile Avrupa'nın koyunlarından farklı bakıyor.